Köyde Nevruz ateşini ilk önce köyün en yaşlı kişisi kav çakmağı ile yakar ve töreni başlatır. Bir tür başlama işareti olan bu ateşten sonra diğer evlerin damlarındaki otlar/çalılar da tutuşturularak, tören tüm köye yayılmış olur. Bu tören esnasında yaşlı, çocuk, hasta demeden her evin bütün üyeleri ateşin etrafında toplanır ve ateşi seyrederler. Ateş iyice tutuşunca törene katılan herkes, ateşin üzerinden üç defa atlar. Bunu yapamayacak durumdaki hasta, yaşlı ve çocuklar, yetişkinlerin yardımıyla üç defa ateşten geçirilirler. Atlarken, herkes dilek niteliğinde bazı tekerlemeler söyler:
Ağurluğum oğurluğum hep, bu ateşin içine
Nazar ola gözola
O da yana köz ola
Eşiğe od saçılsın
Menim bahtım açılsın
Derdüm gadam yok olsun
Yüzlerimiz akolsun
Yansın Cihan Kokola
Dertlerimiz yok ola
Ağırım oğurum tökülsün
Oda tüşüp kül olsun
Ağırlığım tökülsün
Odda yanıp kül olsun
Bu dilek tekerlemeler söylenerek ateşlin üzerinden atlandığında, ateşin yanan gücü, bize musallat olan veya yıl boyu musallat olabilecek kötü ruhları ve onların illetlerini yok edecektir. Tek katlı toprak evlerin damında yakılan ateşler yaklaşık bir iki saatlik süreyi kapsar.Ahır ve kom olarak bilinen hayvan barınakları, ayrı bir binada ise, bu barınakların eşiklerine de Nevruz ateşinin közü serpilerek sabah erkenden tüm hayvanlar bu Nevruz külü üzerinden geçirilerek, uğursuzluklar, hastalıklar kovulmuş, kötü ruhlar ürkütülmüş sayılır. Nevruz ateşinin bacalarda sönmesinden sonra, gençler, önceden belirledikleri arkadaşlarıyla ortak birer meşale yakıp, evlerin bacalarından kısmet istemek üzere dolaşmaya başlarlar. Buna yörede Baca Gezmek veya Baca Dolaşmak denir. Varılan her bacada aşağıdaki dilek tekerlemesi söylenerek kısmet istenir:
Bu gece Nevruz gecesi
Bu baca devlet bacası
Verenin oğlu olsun
Vermeyenin kızı olsun
Adı Fatma olsun
Kaşları çatma olsun
Bacadan düşsün Paaat etsin
Yumurta!... Yumurta!.."
Ev sahipleri, o gün evlerini terk etmediklerinden ve hazırlıklı olduklarından, hiç kimse bacalardan kısmetsiz dönmez. Baca gezenler'e kim oldukları sorulmaz, ancak seslerinden, özel isteklerinden kim oldukları çıkarılmaya çalışılır. Bazen herhangi bir vesileyle küskün olan iki ailenin : çocukları birbirinin bacasına gittiğinde bu durum anlaşılırsa, ev sahibi onları içeri dâvet eder ve kuzu hediye eder. Tören akşam geç vakitlere kadar sürer. Çocuklar, gençler topladıkları malzemeleri aralarında eşit bir şekilde ? bölüşerek, evlerine dağılırlar. Nevruz gecesi doğum yapan bir kadın olursa, ' o evin bacasındaki ateş gece geç vakitlere kadar çalı, odun ve yağ vb. şeylerle yanar tutulur. Doğan çocuklara Nevruz, Doğan, Aydoğan, Gündoğan ve Yenigül gibi isimler verilir. |
Kuşluk vakti köy odasında veya çeşitli evlerde toplanan gençler yumurta dövüşü yaparlar. Daha sonra bu yumurtalar pişirilerek, birlikte r yenir. Öğle üzeri bütün köyün seyirci olduğu at yarışları yapılır. Eskiden kadınların da katıldığı cirit oyunları oynanırmış. Şimdi yalnızca atlı gençlerin katıldığı Papak Kapma denen bir tür yarış/oyun oynanır. Kızlar bu yarışlardan sonra birkaç evde toplanarak, manili fal bakarlar.
Çıldır'daki Nevruz Kutlamalarında İslâmiyet Öncesi İnançlarının İzleri
Çıldır halkı zamanımızdan yaklaşık 2700 yıl önce Kafkasların kuzeyinden Kür-Aras-Çoruk vadilerine yerleşen İskitlerin Çowul-dur boyunun torunlarıdır.
Çıldır'daki yer adları, derlenen folklorik ve etnografık malzemelerin incelenmesi, bizi 2700-3000 yıl öncesinin kültür izleriyle karşılaştırır. Özellikle Nevruz kutlamalarında ateşe gösterilen saygı, bizi bir ateş kültü ile karşı karşıya getirir. VII. asır Bizans tarihçisi Th. Simokattes, Göktürklerin bir Tanrı'ya taptıklarını ancak, ateşe, suya, toprağa da tazim ettiklerini belirtir. Ayrıca, çakmak taşıyla yakılan ateşin kutsallığına Yakut Türklerinde ae rastlamak mümkündür. Abdülkadir İnan, Ateşe saygısızlık gösteren adamlar deri hastalığına tutulurlar. Bu hastalığı, çakmak taşıyla yakmak suretiyle ancak kurttan türemiş şaman tedavi eder der.
Çıldır'da Nevruz törenleri dışında da demürevi denilen bir tür cilt hastalığının, üç Çarşamba kav çakmağı çakarak, Türkçe dualar okuyan yaşlı insanlarca tedavi edildiğini de ayrıca belirtmemiz gerekir. Ateşin bu şifa ' yönü, Çıldır'da suya salınan kırk Nevruz közüyle yine karşımıza çıkmaktadır. Bu süreç içinde ruhsal bakımdan rahatsızlıklar yine ateşin suya geçen gizli gücüyle tedavi edilmek istenir.
Bahaeddin Ögel Hoca, Göktürk bakanlarıyla görüşmek üzere gelen Bizans elçilerinin ateş üzerinden geçirildikten sonra huzura kabul edildiklerini söyler. Böylece onların üzerlerine sinen veya fikirlerine musallat olan kötülüklerin kovulmuş o1unacağına inanılır.
Çıldır'ın Keçebörk, Kayabeyi, Kızılverene, Akçil, Esmepınar (Purut) ve Terekeme Çayıs adlı köylerinde, Nevruz ateşinin üzerinden atlarken söylenen,Ağurluğum oğurluğum hep bu odun içine Derdim, gadam oda düşsün vb. ifadelerde, ateşin yakan, temizleyen, değiştiren ve sağaltan gücünden yararlanma dileği vardır. Ayrıca, Nevruz közlerinin eşiğe serpilmesi, evin girişinde şamanik karakterli bir koruma kalkanının oluşması anlamı taşır. Zira ahır ve kom gibi hayvan barınakları eğer bu genel eşiğin dışında ise, özellikle o eşiklere de Nevruz közü/külü serpilerek, sayrılıktan, âfetlerden ve görünmez kötülüklerden hayvanların da korunacağı inancı hakimdir.
Abdülkadir İnan,Türk Şamanizmi Hakkında adlı yazısında belirttiği gibi, Şamanların ateşe (od) gösterdikleri tazim esnasında söyledikleri;
Çook! İşte sana kurban!
Otuz başlı od (ateş) annem
Kırk başlı karı annem
Çook!dediğim vakit kabul ediniz!
İşte sana! dediğim vakit merhamet ediniz!
Beygir götürmez eyer hediye
Alas! Alas!
(...)
Ey annem od! (...)
Senin baban sert çelik, annen çakmak taşı
En eski ataların akkavak ağacıdır
Senin nurun semaya erişir
Arzın altına kadar gider!
Od (ateş) sen semavi zat eliyle taştan çıkarılmış
Uluken melike eliyle bakılmışsın!
Sarı başlı koyundan alınmış
Sarı yağları sana kurban ediyoruz!
Güvey ve geline ve bütün halkımıza
Sıhhat ve asayiş ver!"
şeklindeki sözlerinde geçen dilek ve temenniler, ateşin kutsanması, asırlar sonra başka bir coğrafyada yenilenmektedir. Çıldır'da Nevruz gecesi ateş üzerinden atlayanların söyledikleri Ağurluğum, oğurluğum hep bunun içine! Ağırlığım tökülsün/Odda yansın kül olsun! vb. sözler, İnan'ın belirttiği şekilde, korunma dilekli bir şaman duasını hatırlattığı gibi, aynı zamanda bir anma motifini de içinde barındırır. Jean Poul Roux, şamanların ateşi bir arınma aracı şeklinde gördüklerini özellikle belirtir.
Mitik düşüncede insan, tabiat ile barışık olmak ve onunla uyum içinde yaşamak için birtakım kutsama nitelikli etkinlikler içine girer, adak adar, ateş yakıp seyreder, kurbanlar keser, bu kutsanan nesneleri bir tür koruma altına alır vb. Aslında tüm bu yapılanlar, insanın kendi hayatına ilişkin bir anlam arama ve anlam üretme etkinliğidir. Bu etkinliklerin görünen, tören yönlerinden çok, hangi mesaja yönelik bir arka plân kültürünün yansıması olduğunu araştırmak lâzımdır. Nevruz kutlamalarının özünde de böylesi bir anlamlandırmanın bulunduğunu ve bu anlamlandırmanın insanın varoluş problemi olduğunu özellikle belirtmemiz gerekir. Çünkü insanlar, hayatın anlamsızlığına asla tahammül edemezler, insan, mutlaka varlık alanı oluşturmak ve içten Olması gerek! hükmü içeren bir değerler sistemi üretmek zorundadır.
Ateşin bu denli öne çıkarılması, saygı gösterilmesi ve onun bir kut aracı gibi görülmesi; Çıldır halkının, mitik göndergeli bir değer-anlam üretimi olarak görülebileceği gibi, bu değer-anlamın tarihî oluşumuna ait Şamanik arka plân kültürünün izlerini yansıttığını da özellikle belirtmemiz gerekir. |
Kotan Sürme ve Modgamlık Geleneği
Kars ve Ardahan köylerinde Temmuz ayının karşılığı "kotan ayı"dır Kotan ayı yazın en hareketli dönemi ve yöre yaşamının mihenk tası gibidir. Çocukların doğumu kotanla anımsanır: "bıldır kolanda doğduydu ya" ya da askere gidiş: "kotan gelecek ki bir yıl ola". Rus köylülerinin yöreye getirdiği kotan, toprağın derinliğine işlenmesi ve o döneme göre toprak sürmede kolaylık sağlayışı ile kısa zamanda benimsenip, yaygınlaşmıştır. Bir kotan koşumu 8-10 çift öküz, ve bir o kadar insan gerektirir. Herkes "ağır reçber" (zengin) değil ki ha deyince kotan koşsun. Bu durumda birkaç kişi bir araya gelir, öküzüyle, adamıyla "modgam ollur" yani kotan ortaklığı kurar. "Gündönümü" (22 Haziran) ile başlayan Modgamlık "ot biçimine" (Ağustosa ) dek sürer.
Modagamlıkta anlaşma "gün hesabı" üstüne kurulur. Kolan (araç) kiminse ilk hak onundur. Genellikle dört gün kotana (sahibine) ayrılır. Sonra kolanı sürenin "majgal"m sırası gelir. Majgal adı, kotanın tutulacak yerinden, yani "mac"dan kaynaklanmaktadır ki; majgalın hakkı da üç gündür. Öküz sahiplerinin payı ise iki gün¬dür. Öküzlerin gözetimi, bakımıyla ilgilenen "öküzcü"Jerden gece öküzcülerine de iki gün kotan sürülür. En düşük pay birer günle boyundurukta oturan ve öküzleri süren 8-10 yaşlarındaki çocuklarındır. Bu çocuklara da "hodekh" denilir.
Şafakla koşulan kotan, günbatımında çözülür. Kimin tarlası sürülmüş ise, kotanda çalışanların yemeğini o verir. "Kuşluk yemeği" gün doğunca tarlaya getirilir. Sabahlan genellikle yağlılardan oluşan ağır yemekler verilir. Yarma ve un lapasına yağ ile süt katılarak yapılan "haşıl" değişmez yemeklerdendir. Bişi, yağlı yufka, erişte pilavı, kuymak ve helva da kuşluk yemekleri arasındadır. Öğleye elemek ve yoğurt verilir. Çalkarama (ayran) içine ekmek doğranarak "umaç"yapılır. Akşam yemeklerinde ayran aşı, kesme aşı, boz aş, herie gibi çorba türleri bulunur.
Cuma dinlenme günü olup kotan koşulmaz. Perşembe gün batımında kolan açıldıktan sonra herkes evine döner. Yörede yaygın inanışlardan biri kotan ile ilgilidir; "malın (hayvanların) gönlünde 10 adet düğüm varmış, Perşembe akşamı, 'yarın dinlenme günüdür' diye bunun dokuzunu açar, birisini saklarmış ve şöyle dermiş: 'ne olur ne olmaz insan oğlu mukhenettir (kadir bilmez) bakarsın Cuma günü de koştu.
Kotan sürerken uyku gelmesini, uyuşukluğu önlemek, ritim sağlamak için koro halinde söylenen türkülere "horavel" denir. Öküzlerin de horavel ritmine uyduğu söylenir.
Genellikle majgalın "heey hey hey" çekmesiyle horavel başlar:
"sürün gidelim başa
Kotan değmesin daşa
Ho de hodakh!" bunu bir ağızda çekilen "hoooo!...hoo!--.hoo!..." sesleri izler. Kotanlama denen atışmalarsa işin en eğlenceli yanını oluşturur.
Kotan guruplarından biri iş başı yapmış, diğerleri daha kalkmamışsa "
Kızıl tuman ağ baldır
Hodakh yatmış gel kaldır"
diye söz atılır. Onlar koşuma hazırlanırken de yeni bir horavel çekilir:
"Gökle yıldız sayılmaz
Çiğ yumurta soyulmaz
Biz bir baş gidip geldik
Onlar yatmış ayılmaz".
Kotan koşulduktan sonra karşı horavel söyleyecek grup, önce öbür kotandakilerden birine seslenir:
"Memmeeet, Memmet
Sabahın dar sesine
Bacın keklik ben avçı
Düşmüşüm ensesine". "
Karşı grup bunu hemen yanıtlar:
Duvarçığı yağladım
Baş böğrüme bağladım
Gettim sizin kapıya yar yar diye ağladım".
Bu atışmalar aralıklarla akşama değin sürer.
Kotan koşunu açma da töresel özellikler gösterir. Tarlalar sürülüp, bitirilince kotanlar açılır, o gece tarlada yatılır. Sabah hodaklar çevreye yayılır, çiçek toplar. Kotandaki koşun sırasına göre öküzler arabaya koşulur, baştan sırla çiçeklerle bezenir. Önceki öküzlerin boyunduruğuna da bayrak asılır. Kotan, yatak, yorgan arabaya yüklenir. Kotan da olduğu gibi arabayı da majgal sürer. Hodaklar boyunduruğa oturur. Türküler horavellerle köye girilir. Doğruca kolan sahibinin evine gidilir, topluca yemek yiyilir ."Hergi kurtardık, Allah sağlıkla ekmemizi nasip elsin" denilip helalleştikten sonra dağılır.
|
Yörede evlenme gelenekleri pek az degişime uğramıştır. Evlenme çağı kızlarda 15-19, erkeklerde 18-23 yaşları arasındadır, çoğunlukla görücü usulü ile evlenilir. Oldukça azalmış olmasına rağmen bazı yörelerde devam eden başlık parası geleneği, kız kaçırma olaylarını da artırmaktadır. Bu ise yakın zamana değin aileler arası düşmanlıklara yol açmıştır. Kızların söz hakkı yok gibidir. Erkeklerse evlenme istemlerini ev içinde çekingen, küskün tavırlarla belirtir. Aracılarla iletirler. Yanıtta aracılara verilir.
Evlenme Gelenekleri :
a) Kız aramak
b) Elçi gitmek
c) Tatlı yemek
d) Nişanlılık dönemi
e) Kına gecesi ve kına yakma olayı
f) Düğün hazırlığı
g) Düğün kurulması
h) Gelin getirme ve müjde yastığı olayı
i) Gelin indirme
j) Damat hazırlama
k) Gerdek gecesi
l) Çarşaf açma
m) El öpmek için damat ile gelinin gelin tarafına gitmesi
n) Hamilelik dönemi
o) Doğum ve doğum sonrası gelenekler
a) Kız arama
Yörede sonbahar gelince çayır biçiminden sonra harman işine girişilir. Harmanlar kaldırıldıktan sonra, Herk denilen güz sürümü yapılır. Yanı tarlalar sonbaharda sürülür ancak tohum atılmaz. Tohum, nisan ayının ortalarında atılır.
Yörede, aynı zamanda leyleğin gelme olayı vardır. Bu olay halk arasında; leylek sekize gelmez dokuza kalmaz, diye tanımlanır. Yani eski hesap diye niteledikleri hesap üzerine nisanın sekizinde leylek gelmez, ama dokuzuna da hiç kalmaz. Yani o gece gelir. Leylek geldiği zaman yazda gelmiş olur.
Çift çıkartma olayı, bir gelenek olarak uzun zaman varlığını sürdürmüştür. Ama şimdi, motorların tarım dünyasında yerini almasıyla bu gelenek unutulmuştur. Yanı kısaca terk edilmiştir.
Sözü edilen bu tür işlerin tümü bittikten sonra, Gelenek üzerine düğünler başlar. Köy ve kasaba gençleri için en önemli fırsat bu düğünlerdir.
Gençlerimiz toplu olarak bir düğünden öteki düğüne giderken hem görülen işlerin yorgunluğunu atmaya çalışırlar, hem de, evlenme çağında olanlar kendilerine uygun bir eş ararlar. Bu sistem yörede yüz yıllardır varlığını sürdürür.
Yöremizde kadınlı erkekli, ayrım yapılmadan birlikte yapılan eğlenceler, kızlara ve oğlanlara birbirlerini görme ve tanıma fırsatı verir.
Halay tutarken, türkü söylerken evlenme çağına gelen gençler kendilerine eş beğenirler. Sonra da kış aylarında kız isteme olayı gündeme gelir.
Bir başka kız arama yöntemi ise, kışın herhangi bir köyde evlenecek gençler bir kızağa doldurulur ve civar köylere bir yaşlı tarafından götürülerek ev ev gezdirilir.
Bu gezdirme sırasında kız evine önceden haber verilir. Kız evi hazırlık yaparak gelen misafirleri ağırlar. Gençlerin önünden giden yaşlı, evdeki genç kızdan su ister, yol sorar yani türlü bahanelerle kızın ne denli marifetli olduğunu anlamaya çalışır.
eğenilen kızı istemeye gidecek insanlara elçiler denir.
b) Elçi gitmek
Elçi her zaman ve her yörede olduğu gibi, oğlan tarafından kız tarafına gidilir.
Genelde önceden kız tarafına haber verilir. Karar günü, aileler bir araya gelip kız isteme olayını gerçekleştirirler. Bu olay yörelere göre farklılık gösterse de, Göle yöresinde kız isteme olayı diğer yörelerden hiçte farklı değildir. Kız istendikten ve verilme işlemi bittikten sonra. Başlık, takı, eşya gibi konular sırasıyla konuşulur.
Kız tarafı kızın garantisi için bunların tümünü mahtar senediyle kızın üstüne geçirir. Özünde bu olay kızın geleceğini garanti altına almak gibi bir olaydır.
Az yada çok bütün yörelerde görülen bu olay bu yörede de varlığını sürdürüyor.
c) Tatlı yeme
Ülkenin hemen hemen her yerinde kız istendikten ve iş tatlıya bağlandıktan sonra tatlı gelir ve tatlı yenilir.
Tatlı yiyelim tatlı konuşalım. Sözü sanırım bu olayın içinden türemiştir.
d) Nişanlılık dönemi
Birçok yörede olduğu gibi bu yörede de nişanlılık dönemi uzun tutulmaz. Bazı köyler de sözle birlikte dini nikahı da kıydırırlar.
Nişanlılık dönemi üç aşağı beş yukarı her yörede aynıdır. Bu yörede de hemen hemen az farkla da olsa aynıdır.
Bayramlık getirme seyranlık getirme derken, kız evine her giden, bir hediyeyle gidiyor. Oğlan tarafı bu hediye işinin ağırlığından mıdır nedir, bilemiyorum. Nişanlılık dönemini bayramlara uzak tutarlar.
İki bayram arası düğün olmaz. Bu gelenek hemen hemen her yörede de vardır. Bu olay sözünü ettiğim gelenekten midir acaba ama halen uygulanır.
e) Kına gecesi ve kına yakma olayı
Düğün gününden bir ya da iki gün önceden oğlan tarafından kına sinisi gelin olacak kızın evine götürülür ve gidilen gece kına yakılır. Ayın zamanda oğlan evinde de oğlanın eline kına yakılır.Kına gecesi kadınlar tarafından gerçekleştirilir. Daha sonra türküler söylenir ve kına yakılır.
Doğum, sünnet, evlilik ve ölüm olayları ne kadar değişik görünürse görünsün özürde hep aynıdır.
f) Düğün hazırlığı
Düğüne karar verilirken, istekler kız evi tarafından geldiği için kız evinde toplantılar yapılır. Düğünün nasıl ve nerede geçeceği nasıl olacağı kız evinde toplanılarak bir karara varılır.
Davul zurna gelecekse, kim çalacak yörenin ünlü davulcuları seçilir bu seçme işlemini kız tarafı yapar. Aşık gelecekse kim ya da kimler gelecek yine kız evi tarafından belirlenir.
g) Düğün kurma olayı
Bu olayın sahibi oğlan tarafıdır. Oğlan tarafı istediği yerde ve istediği şekilde düğünü kurma hakkına sahiptir. Yer ve zaman bilindikten sonra, davetliler çağırılır. Gelen davetliler arasında bazı hatırşinas kişiler atlı dediğimiz tarafa ayrılır. Atlılar iki guruptur. Birinci gurup arabalara dolarak gider. Bunlar yaşlı kimselerdir. İkinci gurup ise yaşı on beşten yukarı olan gençlerdir. Bu gençler at binerek gelin getirme olayına katılırlar.
h) Gelin getirme ve müjde yastığı olayı
Müjde yastığı getirme olayı vardır ki, bu at süren atlılar tarafından gerçekleştirilir.
Kız tarafının çeyiz içinde hazırladığı bir yastık olur ki, bu yastığın içine çerez konur . Bazen de hediyeler, yün çorap, yün atkı, ipek mendil gibi eşyalarda konulur. Yastık, at sürmede öncü gelen ‘’gelin geliyor’’ diye müjde getirene bırakılır. Bu müjde yastığını getiren ve yarışı kazanan atlıya, oğlan tarafından da hediyeler verilir.
Cirit oynama, bir çok düğünlerde görülen bir olaydır. Şimdi tüm gelinler arabalarla getirildiği için bu tür gelenekler artık unutulmuştur.
i) Gelin indirme olayı
Kız evinden alınıp oğlan evine getirilen gelin attan yada arabadan indirilirken, isteklere göre, bazı zaman kaval ile bazı zaman sadece ilahi ile, bazı zaman davul zurna eşliğinde indirilir.
Bu arada damat gelini, ya evin üstünde ya da bir yüksek tepede sağdıç ve sağdıç yardımcılarıyla bekler. Damat çok sıkı bir koruma altına alınılır. Çünkü; bu esnada damat kaçırılırsa, istenilen fidye ne kadar büyük olursa olsun verilmesi gerekiyor. Tabi bu fidye oğlan evi tarafından değil sağdıç tarafından karşılanılır.
Attan ya da arabadan inen gelin sağ ayağını yere basınca, kayınbaba ya da kayınbabanın görevlendirdiği bir kişi tarafından gelinin ayağına kurban kesilir. Kesilen kurbanın kanına bir parmak batırılarak gelinin alnına sürülür. Bu arada gelin yavaş yavaş yürütülür. Damat gelinin başına bozuk para ile karıştırılmış fındık fıstık kağıtlı şeker denilen şekerler atarak damat gelini karşılamış olur.
Gelin yavaş yavaş oğlan evine giderken, görevli kadınlar tarafından gelinin önüne tabak konur. Gelin ayağının altı ile bu tabağı kırar. Sonra kaşık konur gelin bu kaşığı da kırar. Bazı gelinler konulan bu eşyayı kırmaz, toplayıp yanındaki yengeye verir. Bu gelenek köylere ve yörelere göre değişken bir gelenek olduğu için ben ikisinde yazdım. Biri kırar, biri toplar.
Kapı eşiğinden içeri girerken, gelin önüne konulan yağdan bir parmak alarak dış kapı eşiğine sürer. İç kapı eşiğine gelince yine önüne konulan una elini batırıp, unlu elini eşiğe sürer.
Gelin oğlan evine indirilince, daha önce hazırlanmış bir odaya götürülür. Oturacağı yere kadar yengesi yanında bulunur. Daha sonra geline oturması için ısrar edilir ama gelin bir türlü oturmaz.
Yenge sorar; analar, bacılar bu gelin niye otur muyor ?
Orada bulunan tüm kadınlar, bir ağızdan bağırırlar; Gelin dediğin, kayın babasından izin ve bahşiş almadan oturmaz.
Yenge bağırır;
Gelsin gelinin kayınbabası.
Kayınbaba gelir ve seslenir;
Otur kızım otur bu ev senindir. Sana falan falan şeyleri bağışladım.
Burada duranlar da şahittir.
Döner orda bulunan kadınlara:
Şahitsiniz değil mi? Diye sorar.
Kadınlar hep bir ağızdan.
Şahidiz; diye yanıt veriler.
Böylece gelin hediyesini alarak oturur.
j) Damat hazırlama olayı
İşin bu aşamasına gelmesi olayın bittiği anlamına gelmez. Sağdıç damadı sıkı korama altında tutarak hazırlar. Bu hazırlama, yörelere göre değişik konumlarda olsa da, sanırım üç aşağı beş yakarı anlatılan olaylar hep aynıdır. Yani bir müddet sonra damat ile gelin yan yana getirilir ve düğün böylece bitmiş olur.
k) Gerdek gecesi
Gelinle damadın geçirdiği ilk geceye gerdek gecesi denir. Bu da tüm ülke çapında aynı anlamda algılanır.
Gerdek gecesi sonucu, gelinin yatağına sarılan çarşaf, kapıda bekleyen kadınlara teslim edilirken içine bir miktar para konur.
l) Çarşaf açma
Teslim alınan çarşaf açılmak üzere sabaha bekletilir. Sabahleyin erkenden, belli başlı kadınlara haber verilerek davet edilir. Gelen kadınlara ufak bir yemek ya da kahvaltı verirler. Tabi ki gelen kadınlar da hediyelerini de getirirler. Davetin amacı ise;
Gelinimizin yüzü ağ çıktı, buyurun görün diye bir gelenektir.
Yüzü ağ çıkmayan gelinlerin çarşafı açılmaz. Bu olay ise, gelen gelinin dul olduğu anlamına gelir. Dul olan bu gelini kabul etmek ya da etmemek oğlan evinin bileceği bir iştir.
m) El öpme
Her iş bir güzel tamam olduktan sonra, gelin ile damat kız evine el öpmeye giderler. Buna karşı ziyaret denir. Damat tarafı kız tarafına hediyeler götürülür.
n) Hamilelik dönemi
Gelin hamile kalınca, tüm korkulardan ve kaygılardan azad olsun diye bir sürü koca karı yöntemi uygulanır. Bu uygulamalar, ya kaynana ya da büyük görümce tarafından yerine getirilir. Örneğin, nazar muskaları alınır, Siyah şöbeler gelinin boğazına takılır. En azından gelinin üstünde bir erkek giysisi bulundurulur. Al kızı basmasın diye.
o) Doğum ve doğum sonrası gelenekler
Doğum sonrası, kırk gün sayılır bu kırk güne verilen ad ise, kırklı kadın diye adlandırılır. Aynı dönemde doğum yapmış birisi varsa, iki aile arasında hiç bir ilişki, gidip gelme, eşya erzak, herhangi bir şey alıp verme olayı karşılıklı olamaz. Çünkü, bu olay kırk basma olayına sebep oluyormuş.
Kırk basama olayına sebep olan ailenin çocuğu basılan ailenin çocuğuna göre daha gelişken oluyormuş. Basan taraf daha baskın olduğu için çocuğu da baskın oluyormuş. Mağdur olan taraf ise basılan taraf oluyormuş. Dolayısıyla, bu olaya sebep vermemek için, her iki taraf da tedbirli olmak zorundaymışlar.
Dahası, cinlerden perilerden söz edenler de olmadı değil. Doğum yapan kadının yanına iğne, soğan, sarımsak, soğuk demir, kara toprak gibi şeylerin konmasını anlattılar. Bu konulanlar kırklı kadını koruma amaçlıymış.
Boncuklama olayı
Boncuklama olayı, kötü düşüncelerden ve ruhlardan, kem gözlerden korunmak için yapılır. Bunlar nazar boncuğu, sancı boncuğu, kulak boncuğu, göbek boncuğu, mattavar boncuğu, yılancık boncuğu, egzama boncuğu’dur. Bu bir sürü boncuğun sihrine inanılırmış.
Tütsüleme olayı
Tütsüleme ise, belli başlı otları ve ağaç köklerini yakarak odanın içine duman verip, kötü ruhları korkutup kaçırma olayı. |